Pazar, Ağustos 31, 2008

Biz..


Birer bardak kahve içiyorken
donarak, karşısında vapur iskelesinin,
her damla kahvede
yavaş yavaş çözülürken buzları içimizin
biz,
ne kadar da izlenmeliğiz..

belki de tutuyor birbirini
üşümekten yorulmuş ellerimiz
fısıltılar halinde duyulan kelimeler
delip de buz tutan havasını
yaprakları çoktan dökülmüş bir kasım ayının,
taşıyoruz bugüne uzanan tüm mirasını
yaşanıp da bitmiş aşklarının
oturduğumuz şu köhne bankın.

Kolkola yürüyorken aslen kalabalık ama o an boş bir caddede
Belli kastetmiş iliğimize yağmur
nasıl da bitmemeli ve devam etmeliyiz buna şahit olmaya
Ne kadar çok sarılırsak o kadar az ıslanacakmış gibi
Biz,
Ne kadar da özlenmeliğiz..

Söze başlamak isteyen kelimelerimiz susuyor belki,
belki bozuk kaldırımlardan su sıçrıyor üstümüze
hızlı ve kararsız adımlarımız
götürüyor bizi istemeyerek gittiğimiz bir yere
ve çok özleyeceğiz bu anı biz bir gün yaşarsak eğer,
ertesi günün muhtemel yalnız güneşliliğinde..

Sen

sen gülünce güler dünya, güler hayat.
gözlerinde başlar
ve gözlerinde biter kainat

baharı getirir bakışların
huzurum yokluğundan korkar
ellerim bekler dönmez,
dönmez ellerim titrer,
pervanedir düşünceler

ve sen öyle kalkıp gittiğinde
bir bilsen yar peşinden ömrüm gider
boşluğa düşerim konmaksızın
boşluklar benden düşer

şairin dilekçesi

en hoşa gideni, en oraya olanı kelimelerin
en içinden geleniyse şairin
benden iyi kimse şiir yazamaz sana
içimden içim gider
sana seni anlatacak yeni bir kelime buldukça
ve sen her yeni kelimede
aramıza yeni mesafeler koydukça
uzaklığa meydan okur kelimeler
hele de en içten gelenleri
mümkünse kamuya da kapalı
benimkiler…

epey olmuştur en son ben diyeli
ama kusurabakma
en az bir o kadar olmuştur zira
ihtiyaç duymayalı
ben demeye bilhassa
sen araya bir “o” koyduğunda kıymete binen “ben”,
hiç böyle uzak hissetmemiştim kendimi senden.

ve şimdi gece hem de karanlık
yolumu ararken
düşünürken
üzülüp durayım yalnızlığıma ne çıkar
sabit sona ayarlanmış olmalı
iç kıpırdatan hikâyelerim
en içtenini bulsam da kelimelerin
çok şey anlatıp güzel cümleler kurmak
yıldızların kulpunu bulutlardan uzanıp tutmak
gökleri delip de sana ulaşmaya
olmuyor, yetmiyor.




sen demeyince, yapmayınca ve olmayınca sen
bütün söylenenler
bütün görülenler
yenilen, içilen
ne varsa tam olması gereken
hep bir yanı yarım kalıyor

..

öyle girdin ki içime, öyle çok
tarifi yok anlatmanın
mümkünü yok.

ne kadar kaçsam da dinlemekten
kulağıma çalınan bir şarkı
bana seni soruyor.
bu gece neden yalnızsın diye
sorar gibi duruyor yıldızlar gökte
düşünememenin yolu yok
sarıyor dört bir yanımı sanki
umulmaz bir hasretlik
gurur diş gösterir öte yandan
nafile mi?
bunu zaman gösterir

güvercinler..

Gülümse derken şarkılar,
gözlerimin doluşundaydı belki çelişki
hiç bilemedim ki..

bulamadım kulpunu şu kapının,
ardında aydınlık olduğuna inandığım.
böylesine karanlıkken;
sen yokken,
ve bir çift göz pınarı dolu çelişki
görmeyen gözlerimi bir de bulut bulut edip
o bulutların ardındaki hayalini esirgerken..
gülümse derken şarkılar
gözlerimin doluşundaydı belki çelişki
hiç bilemedim ki..

seni düşünürken öğrendim ben örneğin
yer fıstığını nasıl da sevdiğini güvercinlerin
önlerine bıraktığım her tanede yalnızlığımı anlattım
her taneyi havada kaparak ne kadar aç olduklarını anlattılar
konuştuk işte bir bakıma
sen, ben, yokluk ve fıstığın lezzeti hakkında
sonra ben,
mutluluklar çıkardım kendi kendime
bir şekilde mutlu eden olabilmekten.

sabırsız düşünceler aklımı kurcalıyor,
en önce düşünülmeye muhtaç hepsi
sana mecbur bir o kadar da
biliyorsun ya sen de
gel demekle olmuyor;
git demekle bitmiyor..

hala tasavvuru imkansız bir hayal sanki
sana seslenmek ismini söyleyerek
birgün,
belki.

düşünüyorken


hiç olmadığımı düşünüyorken böyle

düşünüyorken ne kadar eksik kaldığımı

yakın, uzak neyse tarifi işte,

öyle ya da böyle geçmişte…

hiç olamamışsam da yanında düşünmek güzel

seni o telaşlı kalabalığın içinde

daha da güzel fark etmek seni

sana ait olmaktan başka şansı olmayan

ve mutluluğu dünyayı kucaklayan

kısacık, sıcacık bir gülüşte.

iyi ki varsın demek çok güzel sana,

bulamıyorken başka bir olma, oluşma sebebi

bunu da en iyi sen anlarsın

demek istiyor insan elinde olmadan

sahiden anlaşıldığına inanmayarak

kelimeleri, sesleri kullanmadan..

defalarca sağlamasını yaparcasına

korkarak bu gerçekliğin büyüsünden

yalanların ardı gelmez tokatları ardından.

bu kadar hissetmek seni yanımda

sen belli belirsiz görünüyorken uzakta

renkli figürlerin çevrimiçi uzaklığında

olamamış gibi hissetmek ne anlaşılmaz

hiçbir rahatlıkta görülmemiş

bakıyorum da bulamıyorum

öyle ki yokmuş sahiden

ne bit yastık, ne bir fikir, ne bir kucak

uğruna mesafeler koşulacak

bana bu huzuru

verememiş.

hep olmanı, çok olmanı istemek

henüz hiç olamamışken daha

kaybolmayı istemek gözlerine bakarken

gözlerin bir hayalden ibaretken;

ve binlerce mecnun aynı anda

bir yerlerde buna benzer şiirler yazıyorken

ve sen,

belki aklında biraz ben,

uyuyorken ya da uyumaya çalışıyorken

herhangi bir dilde bunu bana açıkla ne olur

bağışla bana olmamışlığımı yeniden

daha çok pişmeliyiz belki de kısık ateşinde zamanın

her ne olacaksak sonunda

olmamıza vakit varken.

Perşembe, Temmuz 17, 2008

....

ıssız adama vuran geminin kaptanı,
sen;
varı, yoğu, herşeyi..
kusurabakma
burası yoklukların anavatanı,
dalgalar
hiç bir zaman böyle cömert olmadılar bana.

sen,
yalnızlığımın unutturduğu herşeyin adı.
pekala bilse de uçmayı,
yaralarından yere mahkum beyaz güvercinin
yıllar sonra iyileşen
kırık kanadı.

sen,
karanlığa mahkumluğun
güneşe susamışlığı,
tam olduğunu sananın
yarım kalanı.

hikayen, hikayem olsun.

Cuma, Mayıs 09, 2008

bendeki sonsuz sensizlik

dizeler yazmak istiyorum
kamaştırsın gözlerini
dizelerimde görmelisin beni
ve öyle anlamalısın
derdimi dizelerimde bulmalısın

ben,
dizeler yazmak istiyorum
durmadan, çılgınca ve hepsi senin adına
dizelerimde görmelisin beni
dizelerimde bulmalısın anlıyor musun?
bendeki sonsuz sensizliği.

meğer hiç yokmuşsun

meğer hiç yokmuşsun
sahipsizmiş sana biriktirdiğim şiirler,
adressizmiş mektuplar,
anlamsızmış beni izliyormuşsun gibi davranmalarım;
sözde beğendirmek için kendimi sana.
meğer sadece benimmiş hepsi,
benim aldanmalarım.

meğer hiç yokmuşsun
kendimi sobeler dururmuşum hiç bilmeden.
gülermişim, ağlarmışım hep bir başıma,
memleket kurtarırmışım.
seninleyim diye düşündüğüm anlarda
meğer boşluktaymışım.

meğer hiç yokmuşsun
aslında paylaşılmamış hiç birşey.
takvimler önünden geçmemiş eskirken
en olmadığın yerde aramışım seni
bulduğumu bile sanmışım belki.

meğer hiç yokmuşsun
ellerin değilmiş uzandığımda tuttuğum,
gözlerin değilmiş o derya meğer
her sorunun cevabını istisnasız
ve her bilinmezin anlamını
daldığımda bulduğum.

meğer hiç yokmuşsun
nasıl da şaşırıyorum bak!
oysa değil ki farksız benim olmaman
her sabah doğan güneşin
gün bitince batmasından.

bütün yaşanmışlar


bütün yaşanmışlar unutulur her yeni aşkta.
böyle nankördür insan
ve aptaldır aslında
ömrü boyunca bekler durur
yinelemek için aynı hataları,
çıkmak için aynı kapılardan,
duymak için aynı sözleri,
kırmak için aynı kalpleri

ya da sunmak için kalbini; en içten haliyle,
kırsın diye birileri.

Salı, Şubat 19, 2008

Yazılmak istemiyor öyküler.. Yazarlar isyanda!

Her zaman olmasını istediğin gibi olmuyor herşey. Bu ömrün en alışılmayan rutini belki de. Belki de insanın acizliğini görüp direttiği inadı kendine. Biz adını koyuvereduralım değişmeyen tek şey: Her zaman olmasını istediğin gibi olmuyor herşey.

Yazılmak istemiyor öykü-ler arzulamıyor işte. Özlemsiz nedense yeni kelimelere; cümlelere. Kapıları kapatıp duruyor, saklambaçta ebe olmuyor, saklanınca da çıkmak bilmiyor. 
Varolan cümlelerini de mümkün mertebe kısa tutuyor.

Oynamak istemiyor kalem yerinden ama sürekli bitiyor mürekkep. Söylenmek istemiyor şarkılar bazen. Yollar yürünmek istemiyor lakin yol çizgileri bir yıldan fazla dayanmıyor; siliniyor. Gitmeler istenmiyor ağlanıyor gidenlerin ardından ama bitmiyor işte olmuyor; gitmeden yaşanmıyor.

Doğmak istemiyor çocuklar ki zaten istemiyor da doğurmayı doğurgan olanlar. Ama yeni sayısız ağlama sesi karışıyor her yeni ölçülebilir zaman biriminde susmayan seslerimize. O doğmak istemeyenler bir süre sonra yaşamak istemiyorlar. En acısı da budur ki nihayetinde ölmek istemiyor doğmaktan korkanlar.

Geçmek istemiyor zaman; süreler dolmak istemiyor lakin henüz görülmedi donduğu bu akışın. Yıllar asır, asırlar tarih olmak istemiyor. Dönmek istemiyor belki de Dünya, Güneşin etrafında. Ama aksamıyor düzeni mevsimlerin, günler hiç yirmibeş saat olmuyor mesela.

Bir garip düzen, bir ilginç dünya..İstemiyorum anlamak ama mecburum; sorular yakamı bırakmıyor zira.

Pazartesi, Şubat 11, 2008

Aşk bazen..




ellerimi yüzüme tutuyor da göremiyorsam,
yolu yoksa bir cismi tanımanın
yani o kadar karanlıksa;
duygular yaratırım kendime ışık diye,
belki korkarım.

duymuyorsam kendi sesimden başka ses,
ve çok uzağımdaysa en yakınımdaki nefes,
yani o kadar yalnızsam;
şarkılar söylerim kendime yoldaş diye,
belki ağlarım.

bir tarafa koyup da karanlık ve yalnızlığı
durup bir bakınca kendime
yine yarımsam, sensizsem işte..
yapacak hiçbir şey yok demektir.

giderek öğretiyorsun bana;
aşk bazen
sadece özlemektir.

Şubat 08

Cumartesi, Şubat 02, 2008

Günaydın..

Gemini sıkı tutmam gerektiği yazsa da kitaplarda buna pek uyamadığım ömrümün bir sabahı daha selamlıyor beni bin bir umutla. Sabah başlangıç demek bildik ömürlerde, çalışmak demek sabah. Oysa bizde öyle mi ya!

Bir bilsen ne kadar uzağındayım çizginin, şöyle dursun üzerinde yürümek.

Günaydın olsun, günü güneş doğarken kararmayanlara..

Merhaba sabah..

şafağına teslim ettiğim bir gecenin sonu daha,
merhaba güneş,
merhaba sabah.
nöbetim biter, gidiyorum ben şimdilik
gelirim yine çok sürmez
uzayacağa benziyor bu masal
daha nice şafaklara.

Gözyaşımdan akar dünyam..

gözyaşımdan akar dünyam
sığar ne varsa gözyaşıma
adın, adım, yüzün, yüzüm
öyle birkaç tane de hatıram.
gözyaşımdan akar dünyam
sığarsın gözümün bebeğine,
depremimin merkez üssü, sen!
her boşaldığında katreler
oluk oluk akarsın gözlerimden
yanaklarımda ismin belirir,
ellerimle silerim gülüşünü.

sen,
dünyam.
sığarsın gözümün bebeğine,
her boşaldığında katreler
okunursun gözyaşımdan.

Çarşamba, Ocak 30, 2008

Labirent kaplama bunalım soslu kafein koması..

Başım yastığa en son değdiğinden bu yana iki tam günden fazla geçmiş. Biraz önümde bu durumlar için beklettiğim anason çayı paketi var. İçinden bir tane bile eksilmemiş 12’li bir kutu. Onun biraz önünde ise tek içimlik kahve paketleri duruyor. Boş paketler. En büyüklerinden boş kola şişeleri. Çikolata kağıtları etrafta. Anason çayının kokusu geliyor ama hiç canım istemiyor. Yarım bardak bile etki edebilir biliyorum, içersem uyurum ama istemiyorum. Uyumak istemiyorum, yemin ederim gelmedi de zaten uykum. Bağırsın yüzümdeki kırmızı küçük noktalar ve gözlerimin altındaki mor çizgiler. Pek ilgilendiğim söylenemez.

Uykusuzluğun geri dönüşü bir sürü yeni şiir, yeni şarkılar, biten kitaplar, yazılmış binlerce satır oluyor. Bu nöbette pek şarkı olmadı gerçi, tırnağımı kırdım ve yan odadakiler çok erken yatıyorlar. Anason çayının kokusu buram buram geliyor. Yatağımın örtüsü düzgün, yeni yıkanmış nevresim takımım, silikon yastığım her şey tamam. Hissetmiyorum ağırlaştı mı gözlerim, biri aldı gitti sanki uyuma arzusunu bulup da içimden. Yorgun da değil bedenim, kafamın içi çok dolu sadece irili ufaklı problemlerle. Uyumak istemiyorum, yemin ederim gelmedi uykum.

Pazar, Ocak 20, 2008

Özledik. Seni de kavuşamadığımız özgürlüğü de..



ne su ne sabun silemedi kanını o kaldırımdan
ve hesap soramadı adalet, masum vurunca kahraman olandan
dinlemediler, anlamadılar, yaşatmadılar ama
bil ki vazgeçmedi milyonlar özgürlük davandan.
bir güvercinin ürkekliği aklımızda
tenini delen kurşunun zehri bizim de damağımızda.
kardeşlik uzak biliyoruz fakat yürüyoruz
karanlıktan aydınlığa.

Pazartesi, Ocak 14, 2008

Nazım'a..



44 sene olmuş, elinde gazeteler kapıya yığılalı
44 sene olmuş
Güzel günler göremedik, güneşli günler..
ve diyorlar ki ;
"Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor,
hala.."

"İşitiyor musun oğlum" diye Varna'dan seslendiğin Memet
o da uzakta memleketinden
ve kaçıyor sordular mı seni..
Duymak istemiyor, o 100 yaşına bastığın sene Avrupa'nın
önünde selam durduğu ismini..

Modern çağın vicdanı özlüyor seni,
ve aşklar öznesiz bekliyor;
Nazım'ın mezarında her 3 Haziran
bir parça memleket toprağı sızlıyor.



ulaşılmazken en güzel her şey,
su çölde,
ekmek açlıkta,
elma kaf dağının ardında.
ve sen
ulaşılmazsın benim için
aç gibi, susuz gibi hem de uzakken kaf dağına
nereye baksam yoksun
çık ortaya.


ulaşılmazken en güzel her şey,
düş gerçekte,
çatı yağmurda,
ışık karanlıkta.
ve sen
düşlediğimsin ıslanıyorken karanlıkta
gerçek hayatın tam ortasında
nereye baksam yoksun
çık ortaya.

Hayat böyledir işte..

Üzücü olsa da ilk bakışta, acıtsa da hatta
Sonuçlardır hep en güzel sebepler
Daha sıkı tutunmak için sahip olduklarına
Göz kırparlar sana, seni beklerler.

İnmek de güzel çıktığın yokuşları,
Bekliyorsa aşağıda seni sıcak kucaklar
Ne çok şey anlatır dostların bakışları
Hayat böyledir işte, her yolun sonu onlar.

Anlaşamıyoruz

anlaşamıyoruz,

o kara diyor ben ak.
ve dinlemiyoruz birbirimizi;
o isyan diyor ben sükunet.
yazık olacak ne o biliyor ne de ben
yaklaşıyor felaket.

anlamıyorum onu, anlayamıyorum
konuşunca anne demeyi öğrendiği dilde
ve kızıyorum ona
benim dilimde anne diyemiyor diye.

kurtaramıyorum onu, anlatamıyorum da,
onu çeken büyük el beni itiyor zira
oyunlar büyük eski dostum
anlamasam da seni hata yapsam da
sırtını dönme bana.


terörü benim kadar lanetleyen, kardeşlikten yana olan, yeri arkam değil yanım olan, bugüne dek nice nimetlerden mahrum kalsa da yaşayabildiği kadar yaşayan kürt insanlarına atfedilmiştir.





Çarşamba, Ocak 09, 2008

yalnızlığıma.




sürekli özür dilemekle geçen ömrüm,
geç kaldığım için hep bir yerlere
aslında daha geç kalıyor an geçtikçe
çok başka şeylere de..

kayarken ellerimden süratle
ömrümün bu en deli
bu en özgür
bu en özlenecek ve en yaşanası zamanları,
aklım dalar hayallere:
olmayan sevgililerin olsun diye yalvardığım,
sözleri, dokunuşları, bakışları..

tuzak kurar beynim kalbime,
pişmanlıklarımı hatırlarım her adımda
düşünürüm,
belki de bu sürgün yalnızlık yılları
bugüne dek kırdığım kalplerin
şimdi şimdi çıkan ahları.

bir tek benim masamda boştur kalan sandalyeler
otururken en güzel bir mekanda.
ya da bir tek ben alamam iki kişilik menülerden
kafede, lokantada, sinemada.

sebepsiz arayamayacağım numaralar doldurmuş
gereksiz telefon defterimi.
hadi söyle de kapat diyecek sesler
her birinin ucunda bekler beni.

kırık döküktür tüm gönül maceralarım,
hep bir taraf lanet etmiş ayrılık günü
hep terketmişler beni kaçarcasına,
bir iki kere de ben gidivermişim aniden.
selam bile vermezler yolda göreyim,
kime nasıl geri dön diyeyim?

düşman oldum yaşayamadığım saadetlerine bu şehrin
ne bileyim yalnızlık hırçınlaştırıyor insanı
düşmanıyım aşıkların paylaştığı her simidin,
düşmanıyım buluşmaya götüren her geminin
ve düşmanıyım elele izlenen her sinema filminin.

sen suçlu değilsin kader,
ben en büyük engeliyim kendi kendimin.

şubat 07

Onu bunu bırak..

onu bunu bırak giden ömürden gidiyor
dokunma,
ağrısız baş kaçanların olsun,
imkansızlık korkakların.

onu bunu bırak giden ömürden gidiyor
susma,
pes etmek sessizlerin olsun,
yenilmek kin tutanların.

aşk olsun sana kalan aşk
ve haksızlıklar karşısında eğilmemiş bir baş.
unutma,
bu dünya sevmek için yaşayanların.

ocak 07

bu aralar olmadıklarımla meşgulüm
sevmediklerimi özlüyor,
yazmadıklarımı beğeniyorum.
bilmediklerimi konuşuyor,
görmediklerimi düşlüyorum.

olabildiklerimin tatminsizliği
ve olabileceklerimin geleceği
açıkçası, pek hoşnut etmiyor beni.

ocak 07

Uykum geldi bu gece

uykum geldi bu gece
aylardır gözlerimi kapamadığım bir saatte.
durdum hesapladım bir an
ne kadar uzaktayım yatağımdan
üzüldüm,
uyuyakalmışım öylece.

Terk edilsem bile..

seviyorum seni meşrebimce
bir tek gülümseme koyduysan yüzüme,
bir kez mutlu olduysam görünce seni
özlediysem bir dakika için olsun
çıkmadıysan aklımdan yalnızca bir gece
seviyorum seni kendimce

bozmak için uğraş, yap ne geliyorsa elinden
nafile.

01.01