Çarşamba, Ocak 30, 2008

Labirent kaplama bunalım soslu kafein koması..

Başım yastığa en son değdiğinden bu yana iki tam günden fazla geçmiş. Biraz önümde bu durumlar için beklettiğim anason çayı paketi var. İçinden bir tane bile eksilmemiş 12’li bir kutu. Onun biraz önünde ise tek içimlik kahve paketleri duruyor. Boş paketler. En büyüklerinden boş kola şişeleri. Çikolata kağıtları etrafta. Anason çayının kokusu geliyor ama hiç canım istemiyor. Yarım bardak bile etki edebilir biliyorum, içersem uyurum ama istemiyorum. Uyumak istemiyorum, yemin ederim gelmedi de zaten uykum. Bağırsın yüzümdeki kırmızı küçük noktalar ve gözlerimin altındaki mor çizgiler. Pek ilgilendiğim söylenemez.

Uykusuzluğun geri dönüşü bir sürü yeni şiir, yeni şarkılar, biten kitaplar, yazılmış binlerce satır oluyor. Bu nöbette pek şarkı olmadı gerçi, tırnağımı kırdım ve yan odadakiler çok erken yatıyorlar. Anason çayının kokusu buram buram geliyor. Yatağımın örtüsü düzgün, yeni yıkanmış nevresim takımım, silikon yastığım her şey tamam. Hissetmiyorum ağırlaştı mı gözlerim, biri aldı gitti sanki uyuma arzusunu bulup da içimden. Yorgun da değil bedenim, kafamın içi çok dolu sadece irili ufaklı problemlerle. Uyumak istemiyorum, yemin ederim gelmedi uykum.

Pazar, Ocak 20, 2008

Özledik. Seni de kavuşamadığımız özgürlüğü de..



ne su ne sabun silemedi kanını o kaldırımdan
ve hesap soramadı adalet, masum vurunca kahraman olandan
dinlemediler, anlamadılar, yaşatmadılar ama
bil ki vazgeçmedi milyonlar özgürlük davandan.
bir güvercinin ürkekliği aklımızda
tenini delen kurşunun zehri bizim de damağımızda.
kardeşlik uzak biliyoruz fakat yürüyoruz
karanlıktan aydınlığa.

Pazartesi, Ocak 14, 2008

Nazım'a..



44 sene olmuş, elinde gazeteler kapıya yığılalı
44 sene olmuş
Güzel günler göremedik, güneşli günler..
ve diyorlar ki ;
"Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor,
hala.."

"İşitiyor musun oğlum" diye Varna'dan seslendiğin Memet
o da uzakta memleketinden
ve kaçıyor sordular mı seni..
Duymak istemiyor, o 100 yaşına bastığın sene Avrupa'nın
önünde selam durduğu ismini..

Modern çağın vicdanı özlüyor seni,
ve aşklar öznesiz bekliyor;
Nazım'ın mezarında her 3 Haziran
bir parça memleket toprağı sızlıyor.



ulaşılmazken en güzel her şey,
su çölde,
ekmek açlıkta,
elma kaf dağının ardında.
ve sen
ulaşılmazsın benim için
aç gibi, susuz gibi hem de uzakken kaf dağına
nereye baksam yoksun
çık ortaya.


ulaşılmazken en güzel her şey,
düş gerçekte,
çatı yağmurda,
ışık karanlıkta.
ve sen
düşlediğimsin ıslanıyorken karanlıkta
gerçek hayatın tam ortasında
nereye baksam yoksun
çık ortaya.

Hayat böyledir işte..

Üzücü olsa da ilk bakışta, acıtsa da hatta
Sonuçlardır hep en güzel sebepler
Daha sıkı tutunmak için sahip olduklarına
Göz kırparlar sana, seni beklerler.

İnmek de güzel çıktığın yokuşları,
Bekliyorsa aşağıda seni sıcak kucaklar
Ne çok şey anlatır dostların bakışları
Hayat böyledir işte, her yolun sonu onlar.

Anlaşamıyoruz

anlaşamıyoruz,

o kara diyor ben ak.
ve dinlemiyoruz birbirimizi;
o isyan diyor ben sükunet.
yazık olacak ne o biliyor ne de ben
yaklaşıyor felaket.

anlamıyorum onu, anlayamıyorum
konuşunca anne demeyi öğrendiği dilde
ve kızıyorum ona
benim dilimde anne diyemiyor diye.

kurtaramıyorum onu, anlatamıyorum da,
onu çeken büyük el beni itiyor zira
oyunlar büyük eski dostum
anlamasam da seni hata yapsam da
sırtını dönme bana.


terörü benim kadar lanetleyen, kardeşlikten yana olan, yeri arkam değil yanım olan, bugüne dek nice nimetlerden mahrum kalsa da yaşayabildiği kadar yaşayan kürt insanlarına atfedilmiştir.





Çarşamba, Ocak 09, 2008

yalnızlığıma.




sürekli özür dilemekle geçen ömrüm,
geç kaldığım için hep bir yerlere
aslında daha geç kalıyor an geçtikçe
çok başka şeylere de..

kayarken ellerimden süratle
ömrümün bu en deli
bu en özgür
bu en özlenecek ve en yaşanası zamanları,
aklım dalar hayallere:
olmayan sevgililerin olsun diye yalvardığım,
sözleri, dokunuşları, bakışları..

tuzak kurar beynim kalbime,
pişmanlıklarımı hatırlarım her adımda
düşünürüm,
belki de bu sürgün yalnızlık yılları
bugüne dek kırdığım kalplerin
şimdi şimdi çıkan ahları.

bir tek benim masamda boştur kalan sandalyeler
otururken en güzel bir mekanda.
ya da bir tek ben alamam iki kişilik menülerden
kafede, lokantada, sinemada.

sebepsiz arayamayacağım numaralar doldurmuş
gereksiz telefon defterimi.
hadi söyle de kapat diyecek sesler
her birinin ucunda bekler beni.

kırık döküktür tüm gönül maceralarım,
hep bir taraf lanet etmiş ayrılık günü
hep terketmişler beni kaçarcasına,
bir iki kere de ben gidivermişim aniden.
selam bile vermezler yolda göreyim,
kime nasıl geri dön diyeyim?

düşman oldum yaşayamadığım saadetlerine bu şehrin
ne bileyim yalnızlık hırçınlaştırıyor insanı
düşmanıyım aşıkların paylaştığı her simidin,
düşmanıyım buluşmaya götüren her geminin
ve düşmanıyım elele izlenen her sinema filminin.

sen suçlu değilsin kader,
ben en büyük engeliyim kendi kendimin.

şubat 07

Onu bunu bırak..

onu bunu bırak giden ömürden gidiyor
dokunma,
ağrısız baş kaçanların olsun,
imkansızlık korkakların.

onu bunu bırak giden ömürden gidiyor
susma,
pes etmek sessizlerin olsun,
yenilmek kin tutanların.

aşk olsun sana kalan aşk
ve haksızlıklar karşısında eğilmemiş bir baş.
unutma,
bu dünya sevmek için yaşayanların.

ocak 07

bu aralar olmadıklarımla meşgulüm
sevmediklerimi özlüyor,
yazmadıklarımı beğeniyorum.
bilmediklerimi konuşuyor,
görmediklerimi düşlüyorum.

olabildiklerimin tatminsizliği
ve olabileceklerimin geleceği
açıkçası, pek hoşnut etmiyor beni.

ocak 07

Uykum geldi bu gece

uykum geldi bu gece
aylardır gözlerimi kapamadığım bir saatte.
durdum hesapladım bir an
ne kadar uzaktayım yatağımdan
üzüldüm,
uyuyakalmışım öylece.

Terk edilsem bile..

seviyorum seni meşrebimce
bir tek gülümseme koyduysan yüzüme,
bir kez mutlu olduysam görünce seni
özlediysem bir dakika için olsun
çıkmadıysan aklımdan yalnızca bir gece
seviyorum seni kendimce

bozmak için uğraş, yap ne geliyorsa elinden
nafile.

01.01