Bu masalda sözü geçen, tüm yerler, tüm isimler kısacası her şey TAMAMIYLA hayal ürünüdür.
Pireler berber iken, develer tellal iken, çok eski zamanlarda yeryüzünde bir ülke varmış.
Bu ülke ilginçliklerin ülkesiymiş.
Bu ülkede o kadar çok ilginçlik yaşanırmış ki, ülke insanları aldırmazlarmış bile.
Bu ülkede herkes yıllardır sürüp giden bu düzene alışmış ve ilginçlikleri normal karşılar olmuş. Ama bu ülkede yaşamayan insanlar zaman zaman bu ilginçliklere dâhil olduklarında, duruma şaşar kalırlarmış.
İlginçlikler Ülkesi’nde yazarlıkla meşgul olan Zortan Mapuk isimli bir insan varmış. Zortan Mapuk, sadece ülkesinde değil, diğer ülkelerde de tanınan ve okunan bir yazarmış. Kendisine diğer ülkelerden türlü türlü onur verici ödüller verilir, yazdıkları onlarca dile çevrilip okunurmuş.
O eski zamanlarda, her sene, bilimin, sanatın, kültürün dünyada önde gelen insanlarına “Mobel Ödülleri” verilirmiş. Çeşitli alanlarda çeşitli insanlara verilen ve çok önemli bir bilim adamının ismini taşıyan bu ödüller, bir insanın, o zamanda alabileceği en itibarlı, en saygıya değer ödüllerden biriymiş.
O sene, “Mobel Edebiyat Ödülü”, İlginçlikler Ülkesi’nin dünyaca ünlü yazarı, Zortan Mapuk’a layık görülmüş. Ödülün kime verileceğini belirleyen jüri, ödülün, adaylar arasından Zortan Mapuk’a verilmesini kararlaştırmış. Bu haber, şüphesiz Zortan Mapuk’u ve yakın çevresini büyük bir heyecana ve mutluluğa boğarken, kendisinin mensubu olduğu İlginçlikler Ülkesi’ni ortadan ikiye bölmüş. Bu bölünmeyi ve akabinde başlayan tartışmayı herkes mormal karşılamış. İnsanlar, İlginçlikler Ülkesi’nde bu tür şeyler olmazsa şaşırırlarmış.
Bölünenler, “Zortan Mapuk bu ödülü hak etmiştir” ve “Zortan Mapuk da yazar mıdır? O bu ödülü hak etmemiştir” şeklinde iki çatı altında toplanmışlardır.
Zortan Mapuk, henüz hiç Mobel Ödülleri gündemde değilken, geçmiş bir tarihte, bir kırtasiye deposunda verdiği demeçte, “Bu kırtasiye deposunda, iki milyon meşe, bir milyon da çam ağacı katledilmiştir” gibi bir beyanatta bulunmuş ve selüloz üretimi hakkındaki kişisel görüşünü açıklamış.
“Zortan Mapuk da yazar mıdır? O bu ödülü hak etmemiştir” çatısı altında buluşanlar, kendisinin ödülü hak etmeme nedenlerinden en önemlisi olarak bu beyanatı göstermişler. Hatta Zortan Mapuk’un hiçbir eserini okumamış oldukları halde, bu cümlesi yardımıyla, kendisinin yazarlığı hakkında fikirler edinmişler. Bu beyanat ile bir edebiyat ödülü arasında hiçbir bağ olmadığının, edebiyat ödülleri verilirken esas alınanın yazarın eserleri olduğunun farkında olanlar da elbette varmış ama sesleri karşıtlarınınkine nazaran çok kısık kalıyormuş. İlginçlikler Ülkesi’nde, normallerin ve olağanı destekleyenlerin sesleri hep böyle kısık kalırmış. Nedenini kimseler bilmezmiş.
Zortan Mapuk’un almış olduğu “Mobel Edebiyat Ödülü”, bu kör tartışmanın içinde kaybolup gidivermiş.
Oysaki İlginçlikler Ülkesi’nde pek az kişi bilirmiş ki, gelecek nesillere anlatılacak olan gurur kaynağı gerçek, Zortan Mapuk’un ağzından çıkan o cümle değil, aldığı saygın ödül ve dünyanın ayakta alkışladığı eserler olacakmış.
Yorumlarınızı bekliyoruz..
Cumartesi, Ekim 21, 2006
Pazartesi, Ekim 16, 2006
Artık insanlara değer verelim mi? - Shall we take care of people?
Ortalıkta olmadıkları zamanlarda önce rahatız. Kendimizle yüzleşme fırsatı bulmak kimi zaman sevindirir bizi. Sesimizden başka ses duymamak hoş gelir kimi zaman. Peki ya bu biraz devam edince de bu kadar hoşnut olur muyuz insansızlıktan. Başka sesler duymamaktan, paylaşmamaktan..?
Hergün uğruna birbirimizle mücadele ettiğimiz dünya hiç de öyle büyük değil biliyor musunuz? Bir adım öne geçmek için atmaya zorladığımız adım bizi geriye mi götürüyor acaba? İnsanlarla çekişerek, duraksız mücadele içinde yuvarlanarak gelinen noktada başlayan insansızlıktan söz ediyorum. Hep kendinin diğerlerinden farklı olduğunu ve bunu bir türlü kimsenin anlamadığını düşünen bencillikten söz ediyorum. Yalnız olmak, yalnız olmayı istemek bir güç belirtisi midir? Yoksa sonrasında yaşanılan sonsuz yalnızlık hissi gerçeğin ta kendisi midir? Yalnızlığı lütuf saymak, uzanılamayan ciğere mundar demek değil midir?
Düşünmek kuşkusuz eşi olmayan bir nimet. Fakat düşüncelerini paylaşmak olmasa bu kadar kıymetli olmazdı galiba. İnsanların düşündükleriniz hakkında yorumlar yapmaları ve sizin tüm bu işlemler sonucunda dahil olduğunuz sentez süreci, düşüncelerinize eşsiz bir terapi olabilir. Sizi engin düşünceli, başkalarının görüşlerine önem veren, insanları dinleyen ve konuştuğunda dinlenilen en önemlisi yalnız kalmayan biri yapar, yanılıyor muyum?
Yalnızlık beşerin uğraşına fazla. Yalnız kalmamak için yapılması gereken şeyler de beşerin kendine fayda. İnsanlara değer verelim. Dünya gerçekten hiç de büyük değil ve birbirimize fazlasıyla muhtacız.
Hergün uğruna birbirimizle mücadele ettiğimiz dünya hiç de öyle büyük değil biliyor musunuz? Bir adım öne geçmek için atmaya zorladığımız adım bizi geriye mi götürüyor acaba? İnsanlarla çekişerek, duraksız mücadele içinde yuvarlanarak gelinen noktada başlayan insansızlıktan söz ediyorum. Hep kendinin diğerlerinden farklı olduğunu ve bunu bir türlü kimsenin anlamadığını düşünen bencillikten söz ediyorum. Yalnız olmak, yalnız olmayı istemek bir güç belirtisi midir? Yoksa sonrasında yaşanılan sonsuz yalnızlık hissi gerçeğin ta kendisi midir? Yalnızlığı lütuf saymak, uzanılamayan ciğere mundar demek değil midir?
Düşünmek kuşkusuz eşi olmayan bir nimet. Fakat düşüncelerini paylaşmak olmasa bu kadar kıymetli olmazdı galiba. İnsanların düşündükleriniz hakkında yorumlar yapmaları ve sizin tüm bu işlemler sonucunda dahil olduğunuz sentez süreci, düşüncelerinize eşsiz bir terapi olabilir. Sizi engin düşünceli, başkalarının görüşlerine önem veren, insanları dinleyen ve konuştuğunda dinlenilen en önemlisi yalnız kalmayan biri yapar, yanılıyor muyum?
Yalnızlık beşerin uğraşına fazla. Yalnız kalmamak için yapılması gereken şeyler de beşerin kendine fayda. İnsanlara değer verelim. Dünya gerçekten hiç de büyük değil ve birbirimize fazlasıyla muhtacız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)