Cumartesi, Kasım 11, 2006


Bugün bir çocuğun gülümsemesinde mutluluğu arayalım hep beraber..

masumiyeti arayalım,

gerçekliği arayalım,

samimiyeti arayalım,

Belki dünya daha yaşanası gelir,

Değmez mi şans vermeye?

Çelişki..


Bir randevuya erken gelmenin sıkıntılarını yaşıyorum şu anda. Saatim 15:00'i biraz geçiyor, randevu defterinde ise 16:00 yazıyor inat edercesine. Bütün koridorlarını dolaştım binanın, üzerimde koridor sakinlerinin ilginç bakışlarını hissederek. Hele biri vardı ki içlerinde, zaman geçmesin, aksın diye yalvarttı beni adeta. Zamanın akışına şahit olamayarak kendimi içinde bulduğum hayal kırıklığından kurtarmaya çabalarken bir düşünce çelme taktı bana. Düşürdü dizimin üstüne, canımı acıttı. Geçsin hatta aksın diye yalvardığım zaman, aynı zamanda insanoğlunun doyamamaktan dert yandığı ömür değil miydi?

Teoman der ya bir şarkısında: "Vakit bir türlü geçmezken, yıllar hayatlar geçiyor." Durumun iyimser bir özetiydi bu cümle. Üstünde daha önce düşünmemiş olduğum bu çelişki beni tanımlaması zor bir şekilde sarstı. Tanımlaması zor diyorum çünkü hissettirdiği şey korku mu, şaşkınlık mı, hayranlık mı tam olarak farkında olamıyorum.

Ömrü bitsin diye yalvaran bir insan olmanın utancını hissettim birden. Bununla suçladım kendimi. Acımasız da davrandım aslında. Ameller niyete göre değişir denir ya hani; benim de zamanın akmasını istememin ardındaki sebep, zamanın daha eğlenceli geçeceğini umduğum bir dilimine olan özlemimdi. Sonra bu tesellimi de suçlu buldum. Zamanın dilimlerini birbirinden nsaıl ayırabilirdim ki? Aralarında seçim yapmanın imkansızlığının yanısıra bir şey daha farkettim: Saat 16:00'yı gösteriyordu. Gülümsedim, zaman sanki akmıştı gerçekten. Beni son bir saat içinde yalnız bırakmayan tüm düşüncelerime teşekkür ettim. Bu teşekkür bir acı çelişkiyi de beraberinde getirdi: Bir saat önce aksın diye yalvardığım zamanı şimdi geri istiyordum. Ondan defalarca özür diledim, gözlerim doldu ama olmadı.. Geri getiremedim.

Randevuma beş dakika geç kaldığımı farkettim ve beş dakika daha yaşlandığımı. Güçsüzlüğüme acıyarak randevu için gideceğim yere yöneldim.

Ne yaparsa yapsın insan çaresizdi..

Bu gerçeğin güçlü kollarına kendimi biçare bıraktım ama artık çok geçti, bir dakika daha yaşlanmıştım..





Yorumlarınızı bekliyoruz.