Perşembe, Aralık 14, 2006

Bu aşk fazla bana..


Kulaklıklarımda güzel bir şarkı vardı. Çayımı yudumluyordum. Kapıdan beliren yüzünü gördüm, sağ ve sol hizalarında beliren ama kendini onunki kadar farkettiremeyen diğer yüzlerle beraber. Yaklaşık iki aydır yüzü göründüğü zaman gözlerim ışıldıyordu. Onun gözlerinde de benzer bir ışıltı vardı aslında, ama onunki beni gördüğünde oluşmuyordu, fark buydu.
Selam verdi, yanıma yaklaştı. "Ne olacak bu benim kaderim yaa!" dedi. "Hayırdır" dedim, "Bir sorun mu var? "
Muhatabı olduğum her cümlesinin ardından mümkün olduğunca detaylı sorular sormaya çalışıyordum. Onu biraz daha tanımak ve yanında bulunma sebeplerimi arttırarak zaman kazanmak içindi bu.
"Hep böyle oluyor" dedi. "Ben birinden hoşlanıyorum ama ardından beraber olduğu birinin var olduğunu öğreniyorum. Kaderim bu mu benim, söylesene."
"Boşver" diyebildim sadece. Enteresan düşünceler ardı ardına işgal ediyorlardı beynimin kalelerini. Kalbimdeki kaleler ise çoktan düşmüşlerdi.
Başka biri. Bunu hiç hesaba katmamıştım. Birini sevdiğinde onun da senin gibi başka birini sevebileceği mantıklı gelmez insanın gözüne. Onun da hoşlanabileceği, aynı senin ona yazdığın gibi şiirler yazabileceği, yüzünü farkettiğinde gözlerinin ışıldayacağı.. Hiçbiri olası gelmez sevene. Ama böyledir işte. Öyle putlaştırırız ki sevdiklerimizi, sanki onlar sadece bizim onları sevmemiz için vardır. Bizi sevmeyebilirler, ona sözümüz yoktur. Ama başkasını sevmeleri çok uzak görünür. Her en yakın olan şey gibi.
Yineledim, "Boşver" dedim. Hüzünlü bir şekilde başını çevirdi. O an gözlerinde onu canlandırdığını hissettim. Bölmem gerekiyordu bu canlandırmayı, bölemedim. Hem kıyamadım, hem de gücüm yetmedi. Ben de onu canlandırmaya çalıştım gözümde. Çok yakışıklı olmalıydı, gönlünü çaldığı melikenin güzelliğiyle orantılamak doğruysa. Düşmanlık, haset hissetmedim. Ama hüzün çöktü içime. Birden kendimi fazlasıyla üçüncü kişi hissettim. Hayallerim geçti gözümün önünden. Hepsini çöpe attım gözlerimle. Ona tekrar baktım, yüzü asıktı. Üzgündü. O da kendini en az benim kadar üçüncü kişi hissediyor olmalıydı. Hepi topu dört kişilik bir denklemdi bu, üçüncü kişi kontenjanı iki kalbi kırık tarafından kullanılan. Bir anda ne kadar çok ortak noktamız olmuştu. Buna sevindim.
Konuyu değiştirmeye çalıştım. Gözlerindeki hüznü kıskanıyordum. Başarılı olamadım. O başarılı olamayışımın bile farkında olmadı.
"Gitmem gerek." dedim saate göz atışıma mütakiben. Gerçekten gitmem gerekiyordu. Ama bir bahaneye ihtiyacım olsaydı eğer, seçemeyeceğim kadar gitmemi gerektirecek bahane mevcuttu o an o mekanda.
"Görüşürüz, kendine iyi bak" dedi. "Sen de" diyen sesim "Gitme" der gibi çıktı elinde bavuluyla kapıda görünen sevgiliye.
Çıkışa doğru ilerledim. Sağ köşedeki çöp kutusuna plastik çay bardağımın içine tıkıştırdığım umutlarımı da attım.
Kendi kendime mırıldandım kapıdan çıkarken: "Bu aşk fazla bana."